PASTALAR

PASTALAR
MUSLU,KREMALI,ŞEKER HAMURLU PASTALAR

KEKLER

KEKLER
CHEESECAKE,MUFFİN,CUPCAKE,BROWNIE

KURABİYELER

KURABİYELER
MAKARON,TATLI ÇÖREK,BISCOTTI,TUILLE

TARTLAR

TARTLAR
PAY,BAR,TARTOLET

MOBBING...İŞYERİNDE YANGIN VAR !!!!!

27 Haziran 2008 Cuma

İş yeri tacizi, yıldırma ve yıpratma politikası, ülkemizde çoğu zaman hem biz çalışanlar hem de işverenler tarafından doğal kabul edilebiliyor. Hatta insan bazen yaşadığının ne olduğunu adlandırmakta bile zorluk çekiyor. Siz üzerinizde sistemli bir yıldırma ve sindirme politikası uygulandığını anladığınızda zaten yıpranmaya da başlamış oluyorsunuz.

Aslına bakılırsa bunun mantığını anlıyor olsam da, hem iş etiği hemde insani değerler açısından baktığımda anlamıyorum ? insanın değerlerini deforme edip, hırsı ve -sözüm ona- kariyeri için şekilden şekile sokmasını anlamıyorum. Açıkçası anlamakta istemiyorum.

Neler oluyor o zaman bu insanlarada karşısındaki insanı bu şekilde rencide edebiliyor fütursuzca? Güçü hissediyor kendisini ve afyon gibi vücudunu sarıyor bu his, ezdikçe güçleniyor, zayıflıkları ve başarısızlıkları her ezdiği çalışanında azalıyor.

Ama bu sanal bir güçlülük, sadece şişkin bir ego, ne yazıkki buna rağmen bu hayli şişkin egolar yıllarca ve yıllarca sizi ve diğerlerini yönetirler.

İşyerinde nasıl uygulanır mobbing?
Bunca zamandır yaptığınız işlerde kusur aranır, kusur yoksa bile yeterli bulunmaz, sizi yatayınızdaki arkadaşlarınıza kötüler, çekiştirir, onların gözünde küçülmeniz için ve size olan saygının azalması için bu sözlü tacizleri kişiselleştirir.

Başarısız ve yetersiz olduğunuz size sürekli hatırlatılır, gruptan uzaklaştırılır, dışlanır, elinizdeki tüm önemli işler alınır ve angarya işler verilir. Mutsuz, şaşkın, yorgun kalana kadar adım adım sistematik bir şekilde üzerinize gidilir.

Artık tükenmişsinizdir. Yel değirmenine karşı savaşmış ama bir türlü kendinizi ifade edememiş, dinletememişsinizdir. Yorgun ve pes etmeye yakınsınız...Ama durun, istifa edip gidebilirsiniz ama bu kırılan ve incinen onurunuzu kurtarmaz. Kalmalı ve savaşmalısınız. Gidecek bile olsanız başınız dik , bu saygıdan yoksun insanlara yaptıkları hakareti tokat gibi yüzlerine çarpıp kapıdan öyle çıkmalısınız...

Bilmem bu yazıyı kaç kişi okur? bilmem içinizden kaç kişi bu saygısızlıkla karşılaşmıştır?
Herşey paylaşmakla başlıyor, başlayanlar içinde en önemlisi ise bilinçlenmek ve dayanışma !!!

sevgiyle mobbingsiz çalışma günleri diliyorum hepinize...

DOST DOSTUN BASTONUDUR !!!

22 Haziran 2008 Pazar

Arkadaşlık ve dostluk çoğu zaman aynı şeymiş gibi gelsede bence ciddi farkları nedeniyle karıştırılmamalı. Arkadaşlarımız pek çoktur. Belli şeyleri beliri olanlarda paylaşırız onlarla. Dostlar tektir ,ömür boyunca şanslıysanız 2-3 dostunuz olur.Az ve ender görüşseniz de hiç ayrılmamışçasına sarılırsınız her defasında birbirinize. Hiç yanlış anlaşılmamış hiç yargı ve yorumlarla taciz edilmemişsinizdir. Dostlarınız sizi siz olduğunuz için sever, ama hatalıysanızda acımadan eleştirebilir.

En azından benim dostlukla ilgili genel bakış açım böyle.Çok fazla arkadaş canlısı olmayabilirim, iletişimden sohbetten hoşlanmama karşın seçmek gibi bir huyum var. Bu belki dışarıdan kendini beğenmişlik olarak görünsede az ama sağlam arkadaşlıklardan yanayım.Dostlarım ise her daim benim için özeldir. Parmakla sayabileceğim kadar dostlarım vardır. Onları yüreğimle severim.

Dostlar zor anlarda özelikle sınanırlar. O zor anları ya taşıyamaz ve arkanızı dönersiniz yada yanında olup dostunuun yapayalnız olmadığını hissettirirsiniz. İnsanın insandan başka nedirki beklentisi?

Ooo para, kariyer, ıvır zıvır bir sürü beklenti var biliyorum.Uzayda da büyümedim ama inadına kabul etmiyorum ,basit ve kısa vadeli çıkarlar için bence çook büyük değerler feda ediliyor.

En can sıkıcısı şu; dostunuz sıkıntıdadır, size elini uzatır siz o eli tutarsınız. Dışarıdan bir göz her zaman olayları ve durumları daha objektif görebilir . Buna ihtiyacı varsa bu görüşünüzü, gerekiyorsa ona olan inancınızı sunup azalan motivasyonunu toparlarsınız. Hatta yetenekliyseniz bu süreçte ona yaşam koçluğu yapar bakış açısını değiştirmesinde destek olursunuz. Bu işte afyondur. Arıza burada başlar...

Dostunuz açısından ne güzel parlak fikirler ve doğru sorularla ona yolunu tekrar bulmasında yardımcı olan biri vardır her daim yanında, artık kendisi düşünmemeye, sizi ağlama duvarı olarak kullanmaya da başlayabilir. Bu aşamada dikkat ! profesyonel bir danışman değilsiniz ! siz arkadaşsınız. Ve en kötüsü yardım ederken kolayca baston olabilirsiniz.

Dediğim gibi profesyonel danışman olmadığınız için gün gelecek arkadaşınızla bir sıkıntınızı paylaşmak istediğinizde karşı tarafta şaşkınlık yaratacaksınız.

Birincisi bu kadar objektif bakıp sorun ve çözümde nokta atışı yapan biri niye şimdi gelip bana bunarı anlatıyor ki diyecek. Ama yanıt basit. Terzi kendi söküğünü dikemez.

İkincisi sizin derdiniz onun derdinin önüne geçmemeli, haydi çabuk anlat rahatlada ben bir an önce kendi yaşadıklarımı anlatayım sende bana çözüm üret durumunu yaşamaya başlarsınız. Anlarsınızki tek taraflı bir ilişki yaşanmaya başlamış. Siz bir yerde bir hata yapmışsınız ama nerde?

Belki de hata gereğinden fazla olaylara müdahil olmandı? belki fazla duyarlı olmak? belkide kişileri baston kullanmaya teşvik etmendi bilmeden...

Ama sonuçta kesin olan birşey varsa o da artık ya dostunuza her seans için ( artık sohbet etmiyorsunuz, onun yolundaki engeller için danışmanlık hizmeti veriyorsunuz.Lütfen karıştırmayalım) saatlik ücret isteyeceksiniz. Ya da bastonsuz hayatına devam edebilmesi için yolundan çekileceksiniz.

Dostlara ithaf edilmiştir.

TAROT, SADAKA VE TIR

19 Haziran 2008 Perşembe

Geçen ay kendime bir Tarot açılımı yapmıştım, pekte iyi kartlar çıkmamıştı. Mayıs ayından itibaren gerçektende sıkıntılı bir süreç yaşamaya başladım ve sanki hergün ağırlığını artırarak bu negatif yük artmakta. Sonunda bir yerde patlayacak ve herşey normale dönecekti. Kartlarım bana bu negatif enerjinin varlığını çok erken gösterdi ama nereden nasıl geleceğini anlamak çok zordu.Evet..İlk kartım kılıç onlusu idi, ardından yıkılan kule, ölüm...Hayli trajik kartlar değil mi? evet bende bu kartları birbir sıralayınca eyvah dedim.
Sonuca gelirsek ki eminim ee ne anlatıyorsun sadede gel diyorsunuzdur. Haklısınız lafı fazla dolandırmayı seviyorum ne yazıkki..
Sonuçta canım sıkkın bir şekilde çarşamba öğleden sonra işimden çıkmış evime dönmek üzere arabamda giderken kavşakta arka solumdaki koca tır beni farketmeyip bana arkadan sürttü, evire çevire vurarak önüne katıp sürüklemeye başladı. Tırın önünde saniyelik bir zaman süresinde sürüklenirken hızla kendimi nasıl kurtaracağımı düşünüp yol arıyordum Maalesef anladımki bu durumda kurtulmak tamamen tesadüf ve şansa kalıyormuş.
Bir zamanlar yapmış olduğum bir iyilik veya vermiş olduğum bir sadaka burada devreye girip bana üç defa vurmuş ve "gırrç" diye sesler çıkararak sürüklemesine rağmen hiiçte olayın farkında olmayan tır şoförümüzün kendine gelmesini sağladı.Böylece azrail olay mahalini eli boş terkedip beni şaşkın ve şoka girmiş tır şoförü ile başbaşa bıraktı.
Ben sakin ,şoför şokta çevreden olayı görüp gelenlerle birlikte adamcağızı teselli ettik ?!. Ne o şaşırmayın burası Türkiye. Mağdur arabası haşat olan ben değilim, zavallı yanına önüne bakmadan giden tır şoförü.
Kıssadan hisse siz siz olun tırın önünde yol almayın hatta yanında da hatta arkasında da . Bu arada olay İzmir'in göbeğinde oluyor. Aaa şehir içinde nasıl en işlek saatte tır geçer demeyin.Burası Türkiye.
Neyse rapor, tutanak işlemleri bitince ,ben kurtulmuş olmanın haklı sevinci ile tarottaki badireyi atlatmışımdır inşallah diye sol yanı komple ezilmiş ama maaşallah motoru taş gibi olan aracıma atlayıp evime döndüm.
E tabii kendime iyice gelince bir tarot açılımı yapıp bakacağız güzel ve güneşli günler başladı mı? yoksa acilen sadaka vermeye mi başlamalıyım ?
Hepinize kazasız belasız güzel günler dilerim....

BABALAR GÜNÜ KUTLAMASI ; VİŞNELİ PEYKEK VE SAKIZLI LORLU KURABİYE

8 Haziran 2008 Pazar



Bugünün babalar günü olduğunu düşünerek sabah zar zor da olsa erkenden kalkıp güzzel bir kahvaltı hazırlamak üzere mutfağa gittim. Kahvaltı konusunda daha çok fikir üretip yemeyi tercih ederim.Birazda alışkanlıklar aslında, evlenmeden önce bizde kahvaltıyı hep kardeşim,annem hatta babam hazırlar ben genel olarak hazıra konardım. Belki bu nedenle iş yapmaya gelince oflayıp pufluyorum.
Neyse; sabah kalkıp, ince ince kestiğim ekmekleri sütlü içinde az mikarda Erzincan tulumu attığım karışıma buladım ve bazılarının üzerine sucuk koyarak fırınladım. Bunun yanında aslında kafamda güzel bir poğaça yapma düşüncesi vardı ama fazla olur düşüncesi ile vazgeçtim.Eşimi kaldırıp kızımızla birlikte kısa bir kahvaltı yaptık. Sonra ben kızımla birlikte hızla pazara inip peynircimden tatlı lor, köy peyniri vb aldım. Eve gelip malum yanılgı ile harala gürele başadım pasta ve kurabiye yapımına. Sonra aklıma neden televizonda babalar gününe dair hiçbir bilgi,program yok sorusu takıldı vee bir baktımki ben 1 hafta öncesinden kutlamaya başlamışım. Olsun sonuçta güzel iki denememi yayınlama şansım oldu.





İşte iki başarılı denemem; hah haa... sanıyordunuz ki Zehra beceriksiz ! ama yanıldınız. Sakin sakin vede tariflere uyarsam ortaya hoş şeyler çıkarabiliyorum. İşte ispatı;





Sibel'in Kahvesinden Sakızlı lorlu kurabiye tarifini aldım. Yaptığım birkaç ufak değişiklik oldu.Damla sakızı yerine Çeşme'den aldığım sakızlı reçeli ,sızma zeytinyağı yerinede Nazilli'den gelen çok severek tükettiğim zeytinyağını kullandım. Zeytinyağı konusunda çok tedirgindim, koku ve tadını bozarmı diye çok düşündüm ama sonuç çok güzeldi.Ilık haliyle yarısını bitirdik tepsinin.
Bir peynir sever olarak peykek yemeyi de yapmayı da çok seviyorum. Denediğim ve bizim çok sevdiğimiz Portakalağacı'nın Kırmızı Başlıklı Kız pastasını yapmayı düşünüyordum ama farklı bir tarifi denemeyi tercih ettim. Hanimiş'in peykek tarifini denedim. Ama tabii bu tariftede kendimce değişiklikler yaptım.


Caanım İzmir'in yağlı loru dururken hiçbir peykekte hoşlanmadığım krempeyniri kullanır mıyım? Hayır! kullanmam.Ama aldığım lorun yarısını kurabiyede kullandığım için tarifte geçen 2 paket krempeynirin yerini net olarak dolduramadım.Bunun yerine süzme yoğurtun miktarını artırdım, süt kremasınıda biraz daha fazla koyunca kendimce bu açığı kapattığımı düşündüm. Üzerine de dondurulmuş vişneden bir sos yaptım.Sos tamamen kafadan uydurma oldu. Vişneler çözülmüş ve sularını salmıştı, öylece tencereye koyup Şirince'den gelmiş ve de donmuş olan balımızdan içine yaklaşık 2-3 tatlı kaşığı koydum. Çok az tereyağ ve mısır nişastası ile karıştırarak bir kıvama gelmesini bekledim. Üzerine çok az elma şarabı ekleyerek aromalanmasını sağladım.
Şimdi sadece iyice dinlenmesini beklemek kaldı. Takdir edersinizki en zoru bekleme süreci.

GECE,MISIR VE KÜÇÜK KIZ

4 Haziran 2008 Çarşamba

Dün yaptığım tatlılar pekte iyi olmadı doğru ama, dün gece başladığım ve bugün bitirdiğim pano bu başarısızlığı unutturacak bence.
İşte küçük kız ve kedisi Mısır'ın hikayesi;
Benim eşim bir grafiker, hep benim ilham olduğum bir desen yada çizgi film karakteri yaratması için vıdı vıdı yaparım.Dün akşamda niye bloguma desen yapmıyorsun muhabbetini açınca "ben sana zaten bir desen yapmıştım hatırladın mı dedi" ve bu panodaki deseni getirdi. Hiç hatırlayamadım ama, çok beğendim, çokta duygulandım... Benim çocukluk fotoğrafımdaki halime benziyor. Ayrıca benimde küçükken bir kedim vardı.

Önce pano olarak tasarladım sonra acaba çanta mı yapsam yoksa yastık mı derken Derin olaya el koyup bunun pano olarak yatak odasına asılmasını istedi. Böylece küçük yardımcımla birlikte orjinal desenden ayrılıp değişiklikler yapmaya başladık. Derin küçük kızın ve kedisi "mısır"ın evde olması gerektiğini söyleyerek bir çatının oluşmasını sağladı. Bende kızımın çok sevdiği ay ve yıldızı geceye oturtup son noktayı koydum.

Bence hiçte fena olmadı sonuç . Sizce nasıl?

GÜNÜN BİLANÇOSU; İKİ BAŞARISIZ DENEME

3 Haziran 2008 Salı

Bugün iki tatlı denmesi yaptım ve her ikisi de aceleciliğimin kurbanı oldular.
İşte ilk kurban;
Uzun zamandır yapmayı istediğim Cafe Fernando'nun Frambuazlı Keki . Buzdolabını açtığımda tereyağın bitmiş olduğunu farketmeme rağmen vazgeçmedim, yoo öyle kolay pes edermiyim? Bir kere kafaya taktım bugün deneyeceğim diye. Ne yaptım ? Hayır normal insanlar gibi markete gidip tereyağ almadım. İzmir'de bugünlerde hava kaç derece biliyor musunuz? Bu sıcakta markete gitmem demek eriyip mevcudiyetimin % 25 ini kaybetmem anlamına geliyor.
Bu nedenlerle bende tarifte akılcı olmaktan çook uzak değişiklikler yaptım. Böylece tereyağın yerine margarin, kahverengi şeker yerine normal şeker, kefir yerinede 1 bardak süte limon suyu ekleyip kullandım. Sonuç ; şuanda buzdolabı poşetinin içinde buzlukta yatıyor ! Sanırım ileride bir peykek demesinde taban olarak kullanılacaklar.
Cenk'ten (Cafe Fernando )güzelim kek tarifini mahfettiğim için özür dilerim :((
İkinci kurbanımız ise Sütlü İrmik tatlısı;
Evet o basit tarif bir kabusa dönüştü. Hiçte basit değilmiş. Kek olayından sonra benim mutfaktan uzak durmam gerekirdi ama ben burnunun dikine giden acaip bir kadınım. Olmaz başarısız kek acı içerisinde buzluğa yollanır vee hemen Yaman Tariflere girilip irmik tatlısının tarifi uygulanır. Amanda ne basitmiş derken acaba irmiği az mı attım? düşüncelerine hızla geçiş yaptım ama basiretsizce olaya müdahale edemeden öölece pişirdim. Bu pek muhallebi kıvamına gelmedi ama? diye diye kaselere boşaltıp donmasını bekledim. İşin kötüsü onu buzluğa atamıyorum !? Ee atmayada içim elvermiyor ama cıvık bir irmik tatlısıda yenmiyor :((
Ayşe (Yaman Tarifler) sütlü irmik tarifini başaramayan tarihteki tek insan ben miyim noolur doğruyu söyle ?
 

2009 ·cafederins by TNB