Bu güzel yağmura doymamış Pazar sabahıda kendimizi ev işlerine verdik.
Önce kısa ama güzel bir kahvaltı yapıp gücümüzü topladık. Sonra aşkımın yeni bitirdiği sedirli dolabı yatak odamıza taşıdık.Sıkış tıkış olan diğer dolaplardaki bazı eşyaları alıp bu dolaba transfer ettim. Böylece ev biraz daha rahatladı.
Bu arada eşyalar arasında rahmetli anneannemin benim için yaptığı küçük yolluğu buldum. Ne gariptirki kızımında aynı anda ilgisini çekti bu küçük gösterişten uzak yolluk. Onu anneannem ölümünden çok kısa bir zaman önce bitirmişti. Bu yollukla birlikte benim için bir küçük bohça hazırlamıştı ama verememişti. Ölümünden sonra evinde buldum o küçük bohçayı. İçinde kullandığı baş örtüleri, yemeniler, renk renk oyalar, puşiler vardı. Bu bohça ve küçük bir vazoyu hatıra olarak aldım evinden. Ondan geriye bana birkaç baş örtüsü, bir küçük el örgüsü yolluk, parça kumaşlardan yaptığı küçük bir yastık kılıfı ve düğününde giydiği üç beşlisi kaldı.
Anneannem sessiz ve içine kapanık bir kadındı. Çok genç yaşta eşini kaybetmiş ve bu acı onu hayata bir anlamda küstürmüştü. Altı çocukla koca bir kentte yaşam kavgasına girişmiş, birtek eşiyle yaşadığı güzel ama kısa yılların anıları ile avunmuştu.
Turuncu saçlı, armut vücutlu , yanık sesli bir kadındı. Yaz kış üzerinde hırkası olurdu.
Yaptığı güzel çörekleri , sirkesiz, limonsuz turşu vurması ve yorgan sırlaması meşhurdu.
Ölene kadar dedemi sevdi. Geçmiş günleri yani dedemle geçirdikleri günleri anlatırken birden bakışları, yüzü hatta sesi bile değişirdi. Bazen karşımda 15 yaşında genç bir kız görürdüm, yavuklusu ile aşkını anlatırken yanakları pembeleşip gözleri buğulanan.Her akşam rüyasında istisnasız o'nu görürdü. Orada onu beklediğini ve ahirette kavuşacaklarına inanırdı. Bir gün çok üzgün geldi bize ,yüzü asık ve mutsuz görünüyordu. Bana dönüp " Zöhra bana bi fal bak" dedi. Çok şaşırmıştım. Biraz üzerine gidince gözyaşları ile karışık derdini anlattı. Dedem bir iki yıl önce ölen bir köylümüzle evlenmiş ve bu kadından da üç tane çocukları olmuş. Artık onu beklemediği için gözyaşı döküyordu. Biraz konuştuk, ben üniversitedeyim o zamanlar dalgaya aldım tabii bu durumu. Benim için ölmüş birini yaşıyormuşçasına sevip onunla ilgili umutlar taşımak o zamanlar komik ve anlaşılmazdı.
Ama anneannemdeki inanç öyle böyle değildi. Kendini toparladı, yüzünde kendinden çok emin bir ifade ile bana dönüp " amaan, olsun ben yanına gidince bi türkü söylerim o zaman o kadını bırakır bana döner. Benim sesime aşıktır o, dayanamaz..." dedi. Yüzümdeki tüm alaycı gülümseme yok olmuştu. Bu tuhaf aşkta bir şey vardı, beni bile sarsan. " O seni görünce dayanamaz, merak etme o kadını terk eder" dedim.
İnanıyormuydum o zaman bu söylediklerime ?
Ne önemi var ki , anneannem inanıyordu.


6 yorum:
dolap cok pratik ve kullanışlı gorunuyor, anneannenin hikayesi de cok duygulu gerçi biraz kafam da karışmadı değil dede ne zaman evlendi 3 cocugu oldu
25 Aralık 2008 23:35dolap çok kullanışlı oldu doğu.anneanneme gelince, dedem tekrar evlenmedi,38 yaşında öldü,anneannem dedemi rüyasında evlenmiş görmüş :)
26 Aralık 2008 11:30Ne güzel anlatmışsın , dedene ve anneannene allah rahmet eylesin . Bu sevgi mutlaka onları orada bir araya getirmiştir emin olabilirsin.
27 Aralık 2008 22:26Sevgilerimle.
Neşe'cim çok teşekkür ederim.Böyle güçlü bir sevgin
28 Aralık 2008 12:13n önüne ölüm bile geçemiyor.Orada birlikte olduklarından eminim.sevgiler cnm..
çok etkileyici.ikisine de rahmet dilemekle birlikte kavuştuklarına yakinen inanıyorum.ananeme benziyor hayatı.tıkandım...
29 Aralık 2008 10:02Leyya'cım hepimizin kaybettiği sevdiklerine Allahtan rahmet diliyorum. Eminim anneannelerimiz ahirette sevdiklerine kavuşmuşlardır. Sevgler cnm
29 Aralık 2008 11:59Yorum Gönder