Aslında çocukken daha garipmişim. Hatta uzunca bir süre garipte kaldım.Size hayatımın ilk beş yılına dair birkaç garipliğimi derledim .
Ankara'da kocaman büyük bir evde büyüdüm. Ev koca bir çatı altında dört haneden oluşuyordu.
Ve evin etrafıda bahçe, bahçenin etrafıda büyük duvarlarla çevriliydi.
Ev kocaman ,sülale kocaman olunca misafirde hiç eksilmezdi evimizden. Babamın bir dolu kuzenleri, benim kuzenlerim, dıdının dıdısı.Yahu hiçmi kimse kafasını dinlemek istemezdi o devirlerde?
Çocukluğum böyle kalabalık ve heyecanlı bir ailenin içinde geçti. Ama maalesef bu küçük kız doğduğu anda böylesi heyecanlı ve kalabalık ortam için gerekli sinir sistemine sahip olmadığını hissedip bastı yaygarayı..
Öyle böyle değil ama , ilk gece doğum yapan diğer üç kadını odadan kaçıracak, hemşire ve doktorların " aman yarabbi derdi ne bu bebeğin?" diye kontrol etmesini sağlayacak, 40 günlük olmasına rağmen hiç susmadan ağlamasıyla rekor kıracak , bebek görmeye gelenlerin tepesini attırıp çileden çıkan bir misafir tarafından çöp bidonuna atılacak ve en son genç annesine cinnet geçirtip bulgur pilavı yedirilerek imha edilmeye çalışılacak kadar ağlamışım.
Yaa ..kedi canımın biri işte o kırkımın çıktığı gün bulgur pilavı olayında gitti. Ama ailemde bu olayla birlikte önemli birşeyi fark etmişler; bu bebek ek gıdaya erken başlayacak !
Emekleme dönemime kadar hatırlayabiliyorum. Yaaa ne hafıza ama değil mi? Belleğimden gereksizler dosyalarımı silerim ama bak bu anılarımı hayatta silmem.
Evin en küçüğüydüm taa ki amcamın kızları olana kadar. Ama ne gariptirki evdeki hükümdarlığım onlara rağmen hatta dünya güzeli abime rağmen sürüyordu.Liseye giden büyük kuzenler bile benden çok çekinirdi. Hatta mahallenin çocukları, hatta akrabalar...
Evimizin kanatlı krem renginde bir kapısı vardı. Ve kocaman bir pencere bakardı balkonlu girişe. Salona açılırdı tüm odaların kapısı. Abimle birlikte büyükçe bir odamız vardı. Penceresini açtın mı koca kayısı ağacının dalları içeri dalardı.
Her sabah uyanır uyanmaz pencereyi açar parmağımı kuşlara uzatıp konmalarını beklerdim. Niye mi? Heidi adında gıcık bir kız vardı, rekabet halindeydik. Zaten dedesi olduğu için benden öndeydi, üzerine birde kuşlar onun parmağına konuyordu. Bizim ağacın kuşlarıda benim parmağıma konsunlar da bende ona hava atayım istiyordum. Ama hiç konmadılar !
Bir süre uzaydan geldiğime inandım, çok üzülürdüm bu dünyaya geldiğim için. Ait olmadığım bu yerden kısa süre sonra gideceğim için insanlarla fazla temas halinde olmamaya çalışırdım. Alimallah ya delilik bulaşıcıysa ? Zira insanların ( özellikle yetişkinlerin ) deli oldukları kanatine varmıştım.
Evimizin mutfakla salonun bitiştiği duvarında bir somya vardı. Orada oturup hayalet arkadaşlarımla sohbet etmekten hoşlanırdım. Uzunca bir süre bu üç hayalet kafadarla dostluğumuz pek bi muhabbetli olmuştu. Sonra herşey gibi o da ilkokula başlayınca sona erdi.
Saldırı sanatında çok ustaydım. Ama takip ve iz sürmede de üzerime yoktu. Tüm gün hem kendi kuzenlerimi hemde babamın ergenlik dönemindeki kuzenlerini takip eder, yaptıklarını bir bir hafızaya kaydederdim. Sokakta oyun oynadığımda da benden büyük erkek çocuklarını izler ufak bir gaflet anlarında üzerlerine saldırırdım.
Çok küçüktüm ama tırnaklarım kuvvetliydi, dedimya kedilik var serde...Sonunda Zorro gibi bende mahalledeki her çocuğun yüzüne bir çentik atıp damgaladıktan sonra sanıyorsunuz ki hiç oyun arkadaşım kalmamıştı. Yanıldınız vardı. Tabii arada hem onlar hemde kuzenlerim oynamak istemiyorlardı.Fakat ikna kabiliyetim o yaşta bile güçlüydü.Mahallenin çocukları bir ikiısırık yarasından sonra ikna oluyorlardı.Kuzenler ise çantada keklik. Akşam babama dudaklarımı bükerek nasıl yalnız kaldığımı anlatmam yetiyordu.Ama bana sorarsanız zoraki yada gönüllü pek birşey farketmiyordu.
Benim için o yaşlarda dünya seyirlikti. Bir köşeden çevremde olan biteni izler anlamlandırmaya çalışırdım. Arada seyirden vazgeçip aralarına katılıncada oyun bozan olmaktan kurtulamazdım.
İnsanlar günlük kaygılar içinde olurdu. Ama şimdiki gibi tüketim stresi yoktu. Aşağı yukarı hepimizin evinde, mutfağında yada üzerinde benzer şeyler olurdu. Farkımız yoktu birbirimizden. Basit şeylerden mutlu oluyordu insanlar. Ama basit şeyler yüzündende kavga edebiliyorlardı.
Mahalledeki yaşamım ilkokula başlayana kadar böyle kah izleyici kah oyuncu olarak geçti. İlkokul ise hayallerin tırpanlandığı, farklılıkların törpülendiği yerlerdi. Ve sanırım hala da öyleler.
En sevdiğim şiir bir sıpaya aitti. Üşenmedim çocukluğumun kıymetli şiirini netten aradım buldum.Anlamı büyük bir şiirdir efenim, muhakkak okuyunuz :)
BÜYÜMÜŞ OLMUŞ
**Ne sirkedir,
Ne''de bal,
İsterseniz bir masal.
İnanmassan, inanma,
Düşün''de payının al.
**Bilinmeyen bir zaman,
Toplanmış herbir hayvan.
İnsanlar file , demiş,
Artık bizden el aman.
** Tilki saf bir bakkalmış,
Tezgahtarı çakalmış.
Bayan tavuk kasadar,
Horoz amca tellalmış.
** Tüccarlar çok kurnazmış,
Deve kuşu, ile kazmış,
Bay hindi şair olmuş.
Güzel şiirler yazmış.
** Ormanlarda şahinler,
Bal akarmış nehirler.
Yılan Ünlü bir Doktor,
Şifa imiş zehirler.
** Kurt, kuzu öğretmenmiş,
Tavşancık sportmenmiş.
Fakat kaplumbağa bey,
Koşuda Rekortmenmiş.
** Karınca yük taşırmış,
Görenler hep şaşırmış.
Bir fili yüklenince,
Dağdan, Dağa aşırmış.
**Kedi ahçı başıymış,
Fare yardımcısıymış,
Köpek sadık bir kasap.
Kasapların başıymış,
**Ayı dayı, yağcıymış,
Aslan baba hancıymış.
**İş arayan bir sıpa,
Ortamda yabancıymış.
Tatlı, tatlı kaşınmış,
Yere yatıp eşinmiş.
** Ne olayım ben diye,
Gece gündüz düşünmüş.
Marangoz olsam, tak, tak,
Çekilir''mi bu sanat,
** Demirci olsam, tan,tin,
Çilingir olsam, çan,çin,
Değirmenin bendi var,
Ticaretin fendi var,
Hangisine baş vursam,
Hepsinin''de derdi var.
** O ne bir hancı olmuş,
Ne'de hamamcı olmuş,
Tembel''ce yatanların,
Başının tacı olmuş.
** Kırları yapmış Döşek,
Uzanmış gevşek, gevşek
Hiçbir şey olamamış,
Büyümüş olmuş EŞŞEK.
EVDEKİ KARMAŞA...
2 hafta önce


7 yorum:
Ağzına sağlık canım yaaa :)))
7 Kasım 2008 01:03Çocukluk anılarımı canlandırdın. Benim ikna kabiliyetim senden geri kalmıyormuş çocukluğumda :) sadece yöntemlerimiz farklıymış.
Sevgiler :)))))
Ne güzel bir çocukluk yaşamışsınız. Keyifle okudum.
10 Kasım 2008 23:46Yasemin'cim senin yöntemleri dinlemeyi çok isterim :)
11 Kasım 2008 12:10Çocukla çocuk, teşekkürler, gerçekten güzel bir çocukluk yaşadım.bizler şanslıydık :)
sevgiler..
çocukken bende uzaydan geldiğimi düşünürdüm
13 Kasım 2008 08:41şimdi soranlara ben sirius tan geldim diyorum:)
karşılaştığımıza sevindim
Berrin benzer yanlarımız olduğunu anlamıştım :))
13 Kasım 2008 11:11:) Nefis bir anlatım, nefis bir şiir:) Sabah sabah yüzümde güller açtı. Sağolasın:)
15 Kasım 2008 09:07ayça'cım beğenmene çok sevindim, yüzünde bir gülümseme oluşturabildiyse ne mutlu :))
15 Kasım 2008 10:36sevgiler
Yorum Gönder