PASTALAR

PASTALAR
MUSLU,KREMALI,ŞEKER HAMURLU PASTALAR

KEKLER

KEKLER
CHEESECAKE,MUFFİN,CUPCAKE,BROWNIE

KURABİYELER

KURABİYELER
MAKARON,TATLI ÇÖREK,BISCOTTI,TUILLE

TARTLAR

TARTLAR
PAY,BAR,TARTOLET

BEYAZ SAÇLI PRENSİM

30 Ağustos 2008 Cumartesi

Derin ve Bekir'i izlerken kendimi çocukluk anılarımın içinde buluveriyorum her defasında . Ve tüm anılarımı şöyle bir taradığımda hepsinin babamla ilgili olduğunu farkettim şaşkınlıkla. Evet sevgili babam karakterimin oturmasında kesinlikle çok büyük rol oynamış. Hemen hemen pekçok davranış ve alışkanlılarımı onun sayesinde edindiğimi görüyorum.
Ama en önemlisi mutlu ve güzel bir çocukluk yaşatmış hemde o dönemin tüm zorluklarına karşın. Düşünün; siz daha küçükken başarılı ve büyük bir adam olmak üzere seçilmişsiniz ve yaşıtlarınızla top oynamak yerine büyüklerle oturup büyük meseleri dinlemek zorunda kalmışsınız.Ama eminim o koca iri gözler arada bir pencerenin dışındaki neşeli çığlıklara hüzünle bakmıştı.

Hayat şartları çok zordu herbir çocuk için köyde, ama en ağırı iş için bilmediğin bir şehire ailece göçmek ve sınıfsal baskıyı birden tüm ağırlığıyla omuzlarında hissetmek. Koca şehirde varolma ve olma savaşı verirken birde bağnaz ,geri kafalı okumuş cahillerin önünü kesmesi cabası. -Bence en tehlikeli grup bunlar.Çünkü okumuş ama anlamamış, bakmış ama görmemiş ve tüm bunları muhakeme edememiş kişiler bu cahil sınıfından çıkarlar ve ne yazıkki bunlar çeşitli mertebelere gelirler. Din,toplum, görenek vb gibi konularda konuştuklarında 15. yy zihniyetini birden karşınızda bulursunuz. Ahkam kestikleri tüm öğretiler için "neden?" sorusunu sorarsanız, yanıtı sadece " çünkü günah,ayıp" olacaktır. Bence de mantıklı yanıtlar !?- Ama bizim genç, hırslı, tüm zamanını sahaf sahaf gezip ,okuyup soran bu meraklı delikanlımız yılmamış. Ne gariptirki hiç kendisine zorluk çıkaran hatta düşmanlaşanlara da kin duymamış. Genç yaşında hem ailenin büyüğü -reisi- hem mahallenin bilirkişisi hemde bankasında ilk örgütlenmeyi başlatan olmak kolay olmasa gerek. Ve pek çok iş, bankada kariyer,evlilik ve arka arkaya iki çocuk...

Hatırladığım kadarıyla babam bol bol yurtiçi yurtdışı iş gezilerinde olurdu. Gitmediysede toplantıları olur, çoğu zaman geç gelirdi. Biz onu beklerdik pencere önünde, eve yaklaştığını görünce abimle koşardık hemen mevzilerimize vee kapı açılır iki taraftan iki afacan omuzlarına atlardık. Tüm gün yorulmuş olmasına rağmen bizi kucaklar ve saatlerce dinlerdi. Ençok kim anlatacak savaşıydı bu. Bir ben çekerdim biryana, bir abim çekerdi bir yana kafasını ama hiç kızmazdı.O dinler ve fikrini söylerdi. .Bu nasıl bir sabırdı?

Genelde o geldiğinde yemeklerimizi yemiş olurduk ama ben ikinci defa ama mutlak onun tabağından ve yemeğinden birkaç kaşık atardım ağzıma. Bu bir ritüeldi sanki ve gariptir hala devam eder. Zavallı babam ben varsam tek başına tabağındakileri yiyemez.

Yatma saati gelince kalın kocaman bir şiir antlojisini çıkarır ve sorardı " solmu sağmı?" buna göre rastgele bir yeri açar ve soldaki yada sağdaki şiiri bize okuyup yatırırdı.

Yıllarca bu böyle sürdü...O şiir antolojisi her akşam açıldı ve rastgele bir sayfası okundu.

Işıklar sık sık kesilirdi ve dönem karışıktı sokaklarda çatışmalar olurdu bazen evin yanında patlardı silahlar. İşte o zamanlar pencereden uzakta bir yere babam bizi götürür karanlıkta hiç bitmeyen bir masal anlatmaya başlardı. Silah seslerinden korkardım ama babamın gölgesi yeterdi beni korumaya, anlattığı masalın biryerinde kendime bir yer bulur dalardım...

Ankaranın çehresi şimdiki gibi çirkin ve ruhsuz değildi o zamanlar. Kavaklıderede koca koca çınarlar göğü delerdi. Akşam üzeri bir misafirlik sonrası arabanın arkasında uyuklardım.En büyük zevkimdi..Babam ceketini üzerime örterdi, onlar önde annemle konuşurken benim gözlerim yarı açık, arabanın penceresinden tüm heybetiyle görülen ağaçları takip eder ve babamın çikolatalı piposunun kokusuyla harmanlanmış ter kokusunu içime çekerdim. O ne güzel kokuydu öyle, başım dönerdi sarhoş olurdum anlardımki babamın kokusu yeterdi mutlu olmam için.

Birgün babamı alıp götürdüler kokusundan, gölgesinden şiirlerden güzel sesinden mahrum bıraktılar.O gün anladımki babamın öğretileri yetermiş ayakta kalmamız için.

Ve birgün geri geldi evimize, neşeli gözleri solmuştu, sesinin tınısını değiştirmiş, yüreğini soldurmaya çalışmışlardı. Belliki direnmişti, belliki inancını tam tutmuştu yarınlara ama değişmişti bir parça bu bir gerçekti.

En zoru nedir biliyormusunuz? değişimle başa çıkabilmek. Hele değişen sevdiğinizse ! Küçüktük, korkmuştuk, insanların iyi günde insan kötü günlerde hayvanlaştığını görmüştük. Kötü günlerdi. Herkez düşmandı birbirine ve hatta kendilerine. Ve biz babamıza kavuşmuş ama mutluluğumuza henüz tam olarak kavuşamamıştık. Anladık ki asıl mücadele şimdi başlıyordu ; aile olmak ve yaraları sarmak zamanıydı.

Üstüne üstlük ergenlik dönemimizdi. Haydi bakalım bir yanda hormonlar diğer yanda abim ve benim mercek altında incelediğimiz babamız ve davranışları ! Çok inceledik babamı, eleştirdik kendimizce, yargıladık, haklı haksız kurcaladık...ve sonucunda anladık ki bu adam güçlü ama narin, adil ama insan, yetişkin ama gözleri mahsun çocuktur.

Ve anladımki biz üç kardeşin hayattaki mücadelerinde her karılaştığımız zorlukta aldığımız güç ondandır.Ve anladımki onun gölgesi bile yeter yüreğimin ışımasına...

Sevgili babam Mehmet Tamdoğan'a ; iyiki varsın beyaz saçlı prensim !!

0 yorum:

 

2009 ·cafederins by TNB